Ara

Üç Kuşak Embesil- İnsan Islahı



1920’nin baharında, Emmet Adaline Buck (kısaca Emma) Amerika’nın Virginia eyaletindeki Epilepsi ve Zeka Geriliği Virginia Eyalet Kolonisi’ne getirildi. Emma ve kızı Carrie sefalet içinde, bağış ve gıda yardımlarıyla kıt kanaat geçiniyorlardı. Yapılan dedikodulara göre Emma para karşılığı ilişkiye giriyordu ve frengi kapmıştı. Yine o yılın Mart ayında şehrin sokaklarında yakalandı ve serserilik veya fahişelikten gözaltına alındı, yargı önüne çıkarıldı. 1 Nisan 1920’de, iki doktor tarafından üstünkörü bir şekilde yapılan akıl muayenesinin ardından “kıt akıllı” olarak sınıflandırıldı ve Eyalet Kolonisi’ne gönderildi.


“Kıt akıllılık” 1924’te üçe ayrılıyordu: idiot, moron ve embesil. ABD Nüfus Bürosu, idiot terimini “zihin yaşı 35 aylıktan fazla olmayan, zihinsel kusurlu kişi” olarak tanımladı. Embesil ve moron ise daha gözenekli tanımlardı.


Kıt akıllı kadınlar Virginia Eyalet Kolonisi’ne kapatılarak daha fazla üremeleri engelleniyor, ve böylece nüfusu daha çok moron ve idiotların “kirletmesinin” önüne geçiliyordu. Emma Buck, Koloni’ye gelince temizliği ve banyosu yaptırıldı, eski kıyafetleri çöpe atıldı, cinsel organı cıvayla dezenfekte edildi. Zeka testini tekrarlayan psikiyatr, “düşük seviye moron” tanısını onayladı. Artık koloninin bir parçasıydı ve hayatının geri kalanını buranın duvarları arasında geçirecekti.


Emma koloni’ye kapatıldıktan sonra kızı Carrie, bakımsızlıktan dolayı koruyucu aileye evlatlık olarak verilmiş. Koruyucu ailesinin yanında tecavüze uğrayarak hamile kalmış. Üvey anne ve baba bu utancı örtbas etmek için Carrie’yi koloniye göndermek için yargıç karşısına çıkarmışlar. Üvey anne ve babanın arkadaşı olan yargıç da “kıt akıllılık” tanısını onaylamakta tereddüt etmemiş. Carrie 28 Mart 1924’te koloniye naklini beklerken, kızı Vivian Elaine’i dünyaya getirmiş. Mahkeme kararıyla bebek başka bir koruyucu aileye verilmiş. 4 Haziran 1924’te Carrie koloniye varmış. Psikoz belirtisi olmamasına, okumasına, yazmasına, kendini bakımlı ve düzenli tutuyor olmasına rağmen tüm delillere rağmen, “orta seviye moron” tanısı koyularak koloniye kapatılmış.

Aslen Virginia’lı bir kasaba doktoru olan Albert Priddy’nin vitrin projesi, kıt akıllıların insan ıslahı için kısırlaştırılmasıydı. Priddy’ye göre, “zihinsel kusurlular”ı karantinada tutmak, “kötü kalıtım”larının yayılmasını engellemek için geçici ve yetersiz bir çözümdü. Eğer embesiller serbest bırakılırsa tekrar üremeye başlar, gen havuzunu kirletirdi. En kesin çözüm, bunları kısırlaştırmaktı. Priddy’nin ihtiyacı olan şey, bir kadını tamamen ıslah amacıyla kısırlaştırmasına yetki verecek kapsamlı bir yasal emirdi.


Priddy’nin uğraşları sonucunda Virginia Senatosu 29 Mart 1924’te eyalet sınırları içinde ıslah amaçlı kısırlaştırmayı onadı. Tek şart, kısırlaştırılacak olan kişinin bir akıl sağlığı kurulu tarafından taramasının yapılmış olmasıydı. Priddy’nin teşvikiyle Buck vakası Virginia mahkemesine sunuldu.

Carrie Buck 17 Kasım 1925’te mahkemeye çıkarıldı. Priddy’nin 20’ye yakın tanığı mahkemedeydi. Charlottesville’den bir hemşire olan ilk tanık, Emma ve Carrie’nin aşırı dürtüsel olduklarına, zihinsel açıdan sorumsuz ve kıt akıllı olduklarına şahitlik etti. Priddy, Carrie’nin 8 aylık bebeği Vivian’ı incelemesi için Kızıl Haç’tan bir sosyal hizmet uzmanı ayarlamıştı. Vivian’ın da kıt akıllı olduğunu gösterebilirse dava cepte demekti. Hem Emma, hem Carrie, hem de Vivian’da üç kuşak boyunca embesillik görülmüşse, zihin kapasitesinde kalıtımın rolü inkar edilemezdi.



Duruşma öğle arası da dahil 5 saat sürdü. Müzakere kısa, karar soğukkanlıydı. Mahkeme Priddy’nin Carrie Buck’ı kısırlaştırma kararını onadı. Kararda şöyle diyordu: “Fiil, hukuk kurallarının gereklerine aykırı değildir. Hüküm ceza kanununa istinaden verilmemiştir. Hükmün, iddia edildiği üzere, doğal bir insan sınıfını ikiye böldüğü söylenemez.”


Priddy gibi insan ıslahçıları, Amerika’nın göçmenlerle dolması sonucu bir “ırk intiharı”na sürüklenmesinden korkuyorlardı. Doğru insanlar yanlış insanlar tarafından azınlık haline getiriliyor, doğru genlere yanlış genler bulaşıyordu. Genler Mendel’in de dediği gibi bölünmez parçacıklarsa, o zaman genetik küf bir kez yayıldı mı bir daha çıkmazdı. Bir insan ıslahçısının ifadesiyle, “kusurlu tohum-plazmayı kesip atmanın” tek yolu o tohum-plazmayı üreten organı kesip atmaktı- yani Carrie Buck gibi genetik açıdan uygun olmayanları zorla kısırlaştırmak.

Böyle bir iklimde ABD Yüksek Mahkemesi’nin kararını vermesi çok uzun sürmedi. 2 Mayıs 1927’de, Carrie Buck’ın 21. doğum gününden birkaç hafta önce, jüri kararını açıkladı. Oliver Wendell Holmes Jr., kararı şöyle muhakeme etmişti: “Yoz yavruların suç işlemelerini veya embesilliklerinden dolayı açlıktan ölmelerini beklemektense, kendi türlerini devam ettirmeye münasip olmadıkları aşikar olanları toplumun engellemesi, bütün dünya için yeğdir. Zorunlu aşıyı haklı çıkaran ilke, fallop borusunu kapsayacak kadar geniştir.” Yakında hukuki ve siyasi ılımlılık konusunda ülkenin en güçlü seslerinden biri haline gelecek olan Holmes, “Üç kuşak embesil yeter,” diye yazmıştı.


Carrie Buck 19 Ekim 1927’de tüpleri bağlanarak kısırlaştırıldı. Kalıtımın zinciri bozulmuştu. “Kısırlaştırma yasasına göre yapılan ilk ameliyat vakası” tam planlandığı gibi gitmişti. Hasta, sağlığında hiçbir sorun olmaksızın taburcu oldu. 1927’de Indiana eyaleti önceki bir yasayı revize ederek “kesinleşmiş suçluları, idiotları, embesilleri ve tecavüzcüleri” kısırlaştırmayı yasallaştırdı.


1920’lerde milyonlarca Amerikalı, en güzel bebek yarışmaları ile tanıştı. Bu yarışmalara 1-2 yaşlarındakilere varana kadar küçücük çocuklar masaların üzerinde köpekler veya sığırlar gibi gururla sergileniyordu. Ardından “en uygun” olduğu tespit edilen bızdık çocuklar festivalde dolaştırılıyordu. Amerikan insan ıslahı hareketi önce hapse atmadan kısırlaştırmaya, oradan da doğrudan öldürmeye geçince, Avrupalı ıslahçılar bu süreci biraz hayranlıkla, biraz kıskançlıkla izlediler. 1936’da, yani Buck davası üstünden daha 10 yıl geçmemişken, çok daha şiddetli bir “genetik arındırma” hareketi Avrupa’yı salgın hastalık gibi esir alacak, gen ve kalıtım ülkülerini en güçlü, en korkunç noktasına taşıyacaktı.


Kaynak : Gen: Hayli Kişisel Bir Hikaye- Siddhartha Mukherjee