Ara

Deha Yaratılıştan Mıdır Yoksa Sonradan Mı Kazanılır?

Güncelleme tarihi: 29 May 2021


Deha bilimi, hem deha bilimcisi hem de bilim dâhisi olan Francis Galton ile başlamıştır. Galton, Hereditary Genius: An Inquiry into Its Laws and Consequences adlı eserinde, genel zekânın kalıtsal olarak ebeveynden çocuğa aklarıldığını öne sürmüş ve bu öngörüyü test etmek için, birçok bilim insanı, şair, ressam gibi çeşitli başarı alanlarında dâhilerle ilgili biyografik veriler toplayarak aile soy ağaçlarını incelemiştir.


Galton, incelediği çeşitli soy ağaçlarına da yer verdiği, 1869 tarihli kitabının, dehânın doğuştan olduğu ve sonradan kazanılmadığı iddiasını kesin olarak ispatladığını düşünüyordu. Ancak buna tam olarak doğru demek mümkün değil.


İki erkek kardeş olan Jan Tinbergen ve Nikolaas Tinbergen’in yanı sıra, altı baba-oğul çifti Nobel ödülü almışlardır: William Bragg ve Lawrenge Bragg, Neils Bohr ve Aage N. Bohr, Hans von Euler-Chelpin ve Ulf von Eeuler, Arthur Kornberg ve Roger D. Cornberg, Manne Siegbahn ve Kai M. Siegbahn ve JJ Thomspn ve George Paget Thomson. Bu baba-oğul çiftlerine ek olarak, Nobel ödüllü Marie Curie’nin kızı Irene Joliot-Curie, 1935 yılında kocası ile birlikte Nobel ödülünü paylaşmışlardır. Her ne kadar bu yakınlıklar oldukça hayret verici olsa da, bu tür durumların nadir oluşu; “ deha yaratılıştan mı yoksa sonradan mı kazanılır?” tartışmasının çözülmesindeki sonuçları açık bir şekilde belirsiz kılar. Örneğin, Irene sadece annesinden ve babasından ‘dâhi’ genlerini miras almadı. Ailesi tarafından başlatılan radyoaktivite konusundaki çalışmalara devam ederek, sürekli bilime maruz kalarak büyüdü. Bu da bizlere, dâhilik kavramının tamamen kalıtsal olmadığını kanıtlar.


Neredeyse insanlığın değişkenlik gösterebileceği her bir özellik, büyük bir ölçüde genetik kalıtıma tabidir. Bu kalıtsallık, kesinlikle yaratıcı deha ile ilgili yetenekler ve özellikler için de geçerlidir. Genler, “deneyime açıklık” gibi kişisel özellikleri bile etkilemektedir. Kalıtsallık derecesi, belirli bir özelliğe göre farklılık göstermesine rağmen, yaratılış ve büyüme koşullarının da eşit krediyi hak ettiğini söylemek yanlış olmaz.


Dahinin Dahi Olmayan Soyları: Robert ve Susannah Darwin’in iki oğlu vardı: Erasmus ve Charles. Erasmus Darwin’i daha önce hiç duydunuz mu? Muhtemelen hayır. Aynı ailede büyümelerine, hatta aynı okul ve üniversitelere gitmelerine rağmen Erasmus, 26 yaşından zengin babası tarafından emekli edildi ve sonrasında da özellikle dikkat çeken hiçbir şey başaramadı. Bu sırada Charles, gelecekteki şöhretine giden yolda Beagle Gemisi’nde dünyayı dolaşıyordu. Bu kardeşlerin neredeyse aynı ortamda büyüdükleri göz önüne alındığında, Charles genetik piyangoyu kazanmış gibi gözüküyor.


Dahi Olmayan Soydan Gelen Dahiler: Yaratıcı deha tamamen ailevi belirsizliğin dışında ortaya çıkabilir. Buna, İngiliz matematikçi ve fizikçi dâhi Isaac Newton örnek gösterilebilir. Newton’un atalarını hiçbir şekilde entelektüel bir yeteneğe sahip değildi. Darwin ile karşılaştırıldığında Newton’a, ebeveyn haznesinde çok fazla muhteşem gen sunulmamıştı. Ama bir şekilde Newton'un genetik donanımı, annesinin ilk doğan oğlunu bir çiftçi olarak yetiştirme girişimi de dahil olmak üzere, çeşitli çevresel engellerin üstesinden gelmesini sağladı. Bu durumda yaratılış, büyüme koşullarının üstesinden geldiği için şanslıyız. Bir elma ağacından düşen elmayı izleyerek yer çekimini keşfetmek yerine, Newton’u elma yetiştiren biri olarak düşünün!


Alman Besteci Beethoven’ın babası, fiziksel şiddet uygulayan bir alkolikti. Fransız filozof Descartes, 1 yaşındayken annesini kaybetti ve akrabaları tarafından büyütüldü. Çok hasta bir çocuk olduğundan okula geç başladı. Amerikalı mucit Thomas Edison, 7 yaşında ilkokulda okurken çok fazla zorlukla karşılaştı. Bu nedenle evde annesinden eğitim aldı. Kendi merakı sayesinde, doymak bilmez bir okuyucu oldu. Peki tüm bunların ortak noktası nedir? Cevap: Hepsi de farklılaştıran deneyimlerin belirgin örneklerini sunar. Yani hepsi çocuklukta meydana gelen, geleneksel sosyalleşmenin dayattığı kısıtlamaları zayıflatmaya yardımcı olan ve sonuç olarak toplumsal sözleşmelerle daha az kısıtlanan fikirleri düşünebilecek bir insan yaratan durumlardır. Edison tarafından da gösterildiği gibi, “ne bulursa okuma isteği” kişiyi farklı zaman ve yerlere veya başka şekilde bilinmeyecek gerçeklere ve fikirlere maruz bırakabilir. Bunun yanında uzun süreli seyahatler veya yurt dışında yaşamak da bu duruma örnek verilebilir. Çok kültürlü karşılaşmalar yaratıcı gelişim için son derece uygundur.


Sonuç olarak yaratıcı deha, bir kültürün “normal” olarak kabul ettiği şeyler tarafından sınırlandırılmayan farklı bir yol boyunca kurulur ve ortaya araştırma ve keşfetmeye yoğun bir arzu duyan özerk bir yenilikçi çıkar.


Kaynaklar ve İleri Okuma

  1. SIMONTON D. K, Dahiler Neden Dahiler?, Sola Unitas, İstanbul, 2020