Ara

Neden Rüya Görürüz? - Bilinçaltımız Bize Ne Anlatıyor?


Milattan önce 3000'li yıllarda Mezopotamyalı krallar rüyalarını bal mumu tabletlere yazıp yorumladılar. Bin yıl sonra, Antik mısırlılar bir rüya kitabı yazdılar. İçerisinde yüzden fazla rüya ve rüya tabiri bulunuyordu. Daha sonraki yıllarda, rüya görmemizin nedenini anlamak için araştırmalarımıza hiç ara vermedik. Bu nedenle, birçok bilimsel araştırma, teknolojik gelişme ve kararlılık sonucunda hala kesin cevaplar bulamadık fakat bazı ilginç teorilerimiz var. Dileklerimizi gerçekleştirmek için rüya görürüz. 1900'lü yılların başında Sigmund Freud, gördüğümüz tüm rüyaların ve kabusların bilinçli günlük yaşantımızdaki imgelerin toplamı olduklarını, buna ek olarak bilinçaltımızdaki dileklerimizi gerçekleştirmekle ilgili sembolik anlamlar taşıdıklarını ileri sürdü. Freud, bir rüyadan uyandığımızda hatırladığımız her şeyin, bilinçdışındaki ilkel düşüncelerimiz, dürtülerimiz ve arzularımızın sembolik bir temsilcisi olduğu teorisini ortaya attı. Freud, bu hatırlanan unsurları inceleyerek bilinçdışındaki içeriğin bilincimize ulaşıp açığa çıkabileceğine ve bu içeriğin bastırılması sonucu ortaya çıkan psikolojik sorunların üzerine gidilip çözülebileceğine inandı. Hatırlamak için rüya görürüz. Belirli zihinsel işlevlerin verimini artırmak için uyumak iyidir fakat uyurken rüya görmek daha da iyidir. Unutmak için rüya görürüz. Beynimizde, yaklaşık 10.000 trilyon sinirsel bağlantı vardır. Düşündüğümüz ve yaptığımız her şey bu bağlantıların oluşmasını sağlar. 1983'de, tersten öğrenme denilen nörobiyolojik rüya teorisine göre uyurken ve özellikle REM uykusu döngüsünde nörokorteksiniz bu sinirsel bağlantıları inceler ve gereksiz olanları temizler. Rüya görmemize neden olan bu unutma süreci olmadan beynimiz gereksiz bağlantılarla dolabilir ve parazitli düşünceler, uyanıkken yapılması gereken düşünme işlevini engelleyebilir. Beynimizin devamlı çalışabilmesi için rüya görürüz. Devamlı aktivasyon teorisine göre rüyalar, beynin düzgün çalışabilmesi için sürekli hafızayı pekiştirip uzun süreli hafızalar oluşturma ihtiyacından doğar. Dıştan gelen bilgiler belirli bir seviyenin altına indiğinde, tıpkı uyku halinde olduğu gibi, beynimiz otomatik olarak hafıza depolarından bilgi üretimini tetikler, bu da rüyalarımızda deneyimlediğimiz düşünceler ve hisler şeklinde bize geri döner. Diğer bir deyişle rüyalarımız, beynimizin uyku anında etkinleştirdiği bir ekran koruyucusu olabilir, böylece beynimiz tamamıyla devre dışı kalmaz. Sorunları çözmek için rüya görürüz. Gerçeklik ve mantıkla sınırlandırılmamış olan rüyalar sayesinde zihnimiz sorunları kavrayabilmek için sonsuz senaryolar üretebilir ve uyanıkken aklımıza gelmeyecek çözümler bulabilir. John Steinbeck bu duruma uyku komitesi adını verdi ve araştırmacı, sorunları çözmede rüya görmenin etkisini kanıtladı. Ünlü kimyager August Kekule de tıpkı bu şekilde benzen molekülünün yapısını keşfetmişti. Bu nedenle bazen bir sorunun en iyi çözümü uyumaktır. Bunlar, en önemli teorilerden sadece birkaçıydı. Teknoloji, beyni anlama kabiliyetimizi geliştirdikçe bir gün daha kesin nedenler bulabilmemiz mümkün. O zaman gelene kadar, rüya görmeye devam edeceğiz.